Return to site

2018 İttifak Yılı Olmalı, Başka Çıkış Yok..

Ali Bilge

Önce ekonomiye bakalım ve soralım:

Uluslararası Finansal Sistem, Erdoğan’ın diktatörlüğünü satın aldı mı?

Türkiye’ye borç veren küresel finansal sistem Türkiye’de kurulmak istenen otoriter rejime ve demokrasiye ne kadar duyarlı? Borç verenlerin tamamı olmasa bile önemli bir kısmı ülkede demokrasinin bitmesiyle hiç ilgilenmiyorlar. Türkiye’ye, girişler azalmasına karşın sıcak para ile borç vermeye, finansal araçlara yatırım yapmaya, ondurmayacak fakat öldürmeyecek bir kaynak girişine devam ediyorlar. Onların açgözlü bir şekilde para kazanma hırsları, kendilerinin iman ettiği üç derecelendirme kuruluşunun olumsuz notuna rağmen devam ediyor. Türkiye, dünya düşük faiz dönemini yaşamaya devam ederken, en yüksek faizi vermektedir. Böylesi bir kaynak girişinin, çok yüksek bir büyümeyi sağlayacak hacimde olmasa da, faşist rejim isteklilerinin önümüzdeki 2 yıl için istediği istihdamsız ve yoksulluğu çözmeyen, çevre felaketi yaşatan bir büyümeyi sağlaması pekâlâ mümkün görünmektedir. Bu oranda kaynak girişinin sağlayacağı büyüme, Erdoğan’ın rejim değişikliği süreci için minnettar kalacağı bir durumdur.

Ana muhalefet hem sağı ile hem solu ile ilgilenmek durumundadır. Toplumsal muhalefeti örgütlemek ittifak mühendisliğini gerektirir. Bir eliniz İYİ Partide, diğer eliniz HDP ile temas etmek durumunda olmalıdır. Küçük parmağınız da memnuniyetsiz muhafazakâra dokunmalıdır. Çünkü karşımızda bir diktatörlük projesi var.

Peki, ama çanlar kimin için çalıyor?

Küresel finansal sektör için durum böyle olmakla birlikte doğrudan yabancı fiziki yatırımcılar meseleye böyle bakmıyorlar. Onlar daha riskli görüyorlar, demokrasinin askıya alınması, hukuk devletinin ortadan kalkması, Batı’dan kopuş, kutsal mülkiyete el koyma örnekleri, vb. durumlar onları belirsizliğe itiyor. Yabancı doğrudan yatırımlar reel olarak azalıyor. Türkiye doğrudan yatırımlar için cazip olmaktan çıkıyor.

Ancak asıl mesele yakın gelecekte yerli finansal ve reel sermayenin nasıl şekilleneceğidir. Altını uzunca süredir çiziyorum. Erdoğan rejimini kurduğunda, Cumhuriyetin başından itibaren oluşan geleneksel sermaye el ve yapı değiştirmeye başlayacaktır. Eskinin büyükleri yeni büyüklere yerlerini bırakacak ya da bırakmaya zorlanacaklardır. Bugün, durumu düzeltmek için ödün verseler de, özellikle bazı sektör ve alanları Erdoğan’ın oluşturduğu ve dayandığı “havuz oligarklarına” bırakmak zorunda kalacaklardır.

15 yıldır devlet kaynakları ile büyütülen havuz sermayesi ağırlıklı olarak inşaat sektörüne dayalı bir şekilde devleşmiştir. Ancak hala geleneksel sermayenin hâkim olduğu imalat sanayii gibi alanlarda etkin değildir.

Asıl meseleye gelelim: Karanlıktan aydınlığa çıkış var mı?

Türkiye baharı yaşanabilir mi?

Temmuz 2016’dan bu yana OHAL’de KHK’larla idare edilen bir ülkede yaşıyoruz. OHAL’de meşruluğu olmayan rejim değişikliklerini kapsayan bir Anayasa referandumu yaptık. Parlamenter demokrasiye veda ediyoruz.

Meclis, parti, ordu, yargı, medya tek adamın denetimi altında, baskı altında bir muhalefet, kuvvetler ayrımı son bulmuş bir ülkeyiz.

Karşımızda bir yalan cephesi bulunuyor. Yalanla algı oluşturma modeli ile çalışan sürekli bir kampanya var.

İktidar sahipleri her gelişmeyi; siyah beyaz, iyiler ve şer güçleri üzerine kuruyor. Bugün ülkede olan bitene hayır demek; zayıflık, nankörlük ve düşmanlıktır.

İktidarı ele geçiren hiper olanaklara sahip, orantısız güçle donatılmış Erdoğancılar, he türlü yalanla saldırıya geçmiş durumdalar.

Ülkenin içinde bulunduğu devir, özel bir şaşkınlık ve depresyon arz etmektedir. Tarih boyunca görülmüştür ki toplumlar bazen hastalığa yakalanır, bu hastalık doğruyu, yanlışı karıştırma durumudur. İçinde bulunduğumuz süreçte, önemli bir kesim seçmen için, doğru yol açık değildir.

Soruyorum: Yolu açmak için neler yapıyorsunuz? Neler yapılıyor? Elbette karşımızda 21. yüzyıl tipi otoriter faşist model duruyor. Soralım o zaman: 21. yüzyıl otoriter rejimlerine karşı mücadele nasıl olmalı?

Hepinizi zor günler beklemektedir. Yalan cephesine karşı cesaret cephesi ile mücadele etmeliyiz. Önce cesaret. Cesaret ve fazilet cephesi için kafanızı kaldırın.

İttifak mühendisliği nedir?

Aslında mesele, bizim mahalle değil, karşı mahallede neler yapıyorsunuz? Karşı duvardan tuğla çekebiliyor musunuz?

Ana muhalefet hem sağı ile hem solu ile ilgilenmek durumundadır. Toplumsal muhalefeti örgütlemek ittifak mühendisliğini gerektirir. Bir eliniz İYİ Partide, diğer eliniz HDP ile temas etmek durumunda olmalıdır. Küçük parmağınız da memnuniyetsiz muhafazakâra dokunmalıdır. Çünkü karşımızda bir diktatörlük projesi var.

Siyaset, üstelik otoriter rejim projesini bitirmek, farklı grupları, memnuniyetsizleri bu hedefe karşı birleştirme sanatıdır. Ben buna “ ittifak mühendisliği” diyorum. En büyük iki örneği Türkiye’nin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk ve Sovyet lideri Lenin’dir. Birbirinden haz etmeyen, sempati duymayan grupları bir araya getirme sanatıdır, ittifak mühendisliği.

Başka örnekleri de bulunmaktadır. Faşizme, nazizme karşı birleşik demokrasi, halk cephesi adı altındaki örneklerini (Fransa, İtalya, Bulgaristan vb. ) hatırlayalım.

Önümüzde 3 seçim olacak. Normal tarihi 2019’da yapılması gereken seçimlerin 2018’e çekilme ihtimali çok yüksek. Peki, önümüzdeki seçimlerin gerçekleşeceğinin garantisi var mı? Meşruluğu olan bir seçim yapılabilir mi?

Bu şartlar altında nasıl bir toplumsal muhalefet çizgisi olmalıdır? Üç konuda ittifak öneriyorum.

  1. OHAL’ siz seçimlere gidilmesi için ittifak yapılmalıdır. OHAL’in kaldırılmasına ilişkin ortak mücadele ve eylemler geliştirilmelidir.
  2. En önemlisi ve acil olanı; seçim güvenliği için ittifak oluşturulmalıdır.
  3. Tüm seçimler için ittifak yapılmalıdır. Bunlar iç içe geçmiş süreçlerdir, birbirleriyle biraraya gelemeyen yapıları yakınlaştıran modellerdir.

İttifakın nihai amacı, Türkiye’yi kuvvetler ayrımına dayalı parlamenter sisteme döndürmek, demokratik bir anayasa yapmak olmalıdır.

İttifak - Demokrasiyi Kurtarma Birliği; hemfikir olduğu konuları belirterek ortaya çıkmalıdır. İttifak, esas alacağı toplumsal sözleşme için hemfikir içinde olduğu ön kabulleri Türkiye toplumu ile paylaşmalıdır.

Ön kabuller sözleşmesinde, 2010 Anayasa oylaması sonrasındaki demokratik olmayan tüm düzenlemelerin, gözden geçirileceği, 15 Temmuz OHAL sonrası KHK’larla yapılan tasarrufların iptal edileceği, 15 Temmuz’un tüm yönleri ile aydınlatılacağını ortaya koymalıdır. Yıllardır Anayasa suçu işleyen iktidar sahiplerinden ve yolsuzluklardan hesap sorulacağı sözleşmede yer almalıdır.

Parlamenter rejime geçileceğini, kuvvetler ayrımına dayalı bir anayasa yapılacağını ön kabullerin gerçekleşmesi sonrasında en kısa sürede yapılacağı belirtilmelidir.

İttifak; Türkiye’nin Batı ‘ya dönük tutumunu, yönünü, AB ve Türkiye’nin son yıllarda kadük olan uluslararası ilişkilere genel bakışını da ortaya koymalıdır.

İttifak, mutabık kaldığı ön kabullerin sıralandığı kontrat metnini ülkeye ilan ettiği gibi, dünyaya ilan edilmelidir. Dolayısıyla ittifak uluslararası karakter kazanmalıdır.

Bundan sonrası başka bir yazı konusu, burada kesiyorum. İttifak nasıl kurulacak ve çalışacak? Elbette bunları da düşündük, derkenar ettik, ele alacağız.

Son soru: Ülkeler nasıl kötü duruma düşerler?

Önce, teknik kötü yönetim, sonra, kozmik kötü yönetim, daha sonra, çaresizlik içinde yönetim ve sonunda da hileli yönetim, bunların sonucunda da diktatörlük. Hileli yönetim ile diktatörlük kardeştir. Hepinizi zor günler beklemektedir. Yalan cephesine karşı cesaret cephesi ile mücadele etmeliyiz. Önce cesaret. Cesaret ve fazilet cephesi için kafanızı kaldırın.

All Posts
×

Almost done…

We just sent you an email. Please click the link in the email to confirm your subscription!

OKSubscriptions powered by Strikingly